Aramak mı, Bulmak mı?
Karanlığın, umutsuzluğun etrafımızı çevrelediği, ruhsal dünyamızdaki karanlık yüzünden en aydınlık anlarda bile bir ışık aradığımız zamanlar vardır. Güncel dünyamızda adına pek çok terim ile masumluk katmaya çalışır etrafımızdakiler. İçerisinin ne kadar karanlık olduğunun farkına bile varmadan. Kimi depresyon der, kimi travma… bazıları da yeni kelimeler üretmeyip eskileri tekrar tekrar üstümüze atar. Uykusuz geceler, bu tarz zamanların en iyi arkadaşı oluverir bir anda ve o gecenin karanlığında hayaller ve sessiz çığlıklar çevreler etrafımızı, nereden geldiğini bilmediğimiz. Bir sandalye tepesinde geçen saatler boyunca, elimizde düşüncelerden bir buket ile kalakaldığımızı fark ederiz çoğu zaman.
Tam böyle zamanlarda yine en kolay suçlayabileceğimiz açık hedefimiz, her zaman Tanrı oluverir. İlk önce onu suçlarız. Çünkü en kolay suçlanabilecek O’dur. “Bu kadar kötülüğün etrafımda gezmesine nasıl izin verdin?” deriz, bu şeylerin kıyısında yürümeyi kendimiz seçmemişiz gibi. “Bunların içine düştüğümde neden beni tutmadın?” diye dert yanarız O’na, sanki O’nun uzattığı eli tutmak için bir çaba sarf etmişiz gibi. Ancak her nasılsa karanlığın ve boşluğun ortasında yine de O’ndan bir kurtuluş yolu bekleriz. Her şeye rağmen bir ses, bir nefes, bir hareket bekleriz kendisinden. Yaramazlık yaptığı için annesinden azar işiten küçük bir çocuğun, ağlarken, aradığı teselliyi yine annesine sarılarak bulması gibi.
İçinde bulunduğum tüm bu zaman boyunca, hemen her gece başladığım bu seanslarda adeta çivilendiğim sandalyeye, en derinlerde bir yerde birbiri ardına aklımı yerinden oynatan düşüncelerin bombardımanına maruz kaldığım ve az önce büyük bir öfke ile suçladığım Tanrı’nın, benimle neden hala konuşmadığını anlamaya çalıştığım, tezatlığın merkezindeyken, güneşin doğuşuyla birlikte bahsi geçen sandalyeye vedamı gerçekleştirirdim. Tüm bedenimi kaplamış durumdaki O’na olan kızgınlığımın küçücük bir parçasında, yine, bu gece de benimle konuşmadı diyerek üstelik.
Bu gecelerden birinde farklı bir şey keşfedişimin, neden bu kadar geciktiğini anlamam, elbette sınırlı zihnim ile anlamamın mümkün olmadığı şeylerin meydana gelişi sonucunda gerçekleşti. Neden konuşmadığını anlamadığım Tanrı’nın aslında konuşmak için hazırda beklediğini, yapmam gereken tek şeyin, o umutsuz ve karanlık alandan kafamı başka yöne çevirmem olduğunu fark ettim. Elbette bunu kalın kafamın alması olayın gerçekleştiği andaki kör karanlık olgusunun ortasında değil de, gerçekleşen olayın üzerinden geçen nice zaman sonrasında, yeni bir günün ışığında gerçekleşti. Yani her zamanki gibi Tanrı’nın benimle konuştuğunu ancak konuşma bittikten çok sonra fark ettim. Daha önce defalarca başıma geldiği gibi “evet bu kesinlikle Tanrı’dandır” diyebilmek için olayın olup bitmesi gerekiyordu. Bu olayda da böyle oldu. Gecenin köründe yaptığım şeyi bırakıp farklı şekillerde O’na kızmaya devam etmek için balkon demirlerine dayanarak, daha önce yapmadığım bir şekilde ama yine sitemkâr bir halde etrafa bakınmaya başladım. Başka neler için ona kızabilirim diye belki de. Evimizin karşısındaki parkın içinden yirmili yaşlarda bir gencin yürüdüğünü gördüm. Vakit hayli geçti. Neredeyse birazdan hava aydınlanmaya başlayacaktı. Bu saatte nereden gelip nereye gittiği hakkında kafamdan hikayeler uydurmaya başladım. Hava biraz soğuk olduğu için kapüşonlu bir mont giyinmişti ve parkın ortasındaki, zeminine taş döşenmiş patika yoldan boylu boyunca yürüyordu. Parkın patika yolunun ortalarındayken, park ile evimiz arasındaki yoldan geçmekte olan bir polis arabasındaki polislerin, aracın kornası ile genç adama seslendiğini fark ettim. Genç adam da bunu fark etmiş olacak ki polis arabasına doğru baktı ve yanlarına doğru gitmek için yön değiştirdi. Bir yandan da -tahminimce- polislerin uyarısı doğrultusunda montunun kapalı olan kapüşonunu açtı. Tam bu sırada bir saniye için bir şey düşürmüş gibi ardına ve yerlere baktı. Ancak sonrasında polislerin yanına gitti. Herhalde düşürdüğünü düşündüğü şeyi polisler gittikten sonra aramaya karar verdi. Polislere kimliğini gösterip -muhtemelen- masumluğunu ispatladıktan sonra az önce kapüşonunu açarken anlık olarak bakındığı alana doğru geri döndü ve yerlere doğru eğilerek sağa sola bakmaya başladı. Zaten az önce de kapüşonunu açarken çok kısa süre baktığından anladım ki bir şey düşürmüştü ve düşürdüğü şeyi aramaya başlamıştı. Olacaklardan habersiz bir şekilde bir süre bu genç adamı izledim. Sonrasında her zaman yaptığım gibi balkondan içeri geçip birkaç saat sonra işe gideceğim için belki biraz dinlenirim umuduyla uzanmaya niyetlendim. Ancak nedense içeri girmeme rağmen bu genç aklımdan çıkmadı. Balkonu toparlayıp kapısını da kilitlediğim için pencereden baktım ve hala yerlerde bir şeyler aramaya devam ettiğini gördüm. Dönüp tekrar kendi işime bakmama rağmen anlayamadığım şekilde bu genç hala aklımdaydı. Bu konuda bir şey yapmam gerekiyordu sanki ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Tanrı’dan duymaya -belki de O’nu dinlemeye- uzun zamandır gayret etmediğim için bunu anlamlandırmam biraz vakit aldı. Ancak yaklaşık yarım saat kadar sonra tekrar pencereden bakma ihtiyacı hissettim ve gencin hala bir şeyler aradığını görünce sanki yanımdaymış gibi net bir sesle Tanrı’nın şunu dediğini duydum “sen gidersen bu adamın aradığı şeyi bulacaksın.” Bu sesi duymak beni hem çok heyecanlandırdı hem de çok korkuttu. Uzun zamandır kendisine sadece sitem eden ve kızan bu oğluna konuştuğu için çok heyecanlanmış, ama aynı zamanda bu kadar kendisinden uzaklaşmaya çalışan biri olduğum halde yine de yanımda olduğunu göstermişti. Beni tam olarak korkutan şey, sağa sola etrafa bakarak kendisini aramama karşın, aslında burnumun dibinde olduğunu hissetmekti. Bu karmaşık duyguların ortasında bu sese itaat etmeye karar verdim ve montumu alarak evden çıktım. Yolun karşısına geçerek parka girdim ve gencin yanına yaklaştım. Elbette genç adam beni görünce biraz ürktü. Düşünsenize gecenin körü, kaybettiğiniz bir şeyi arıyorsunuz, kimsenin olmadığı bir parktasınız ve birden direkt olarak size doğru kararlı adımlarla yaklaşan birini görüyorsunuz. İyice yaklaştıktan sonra “bulamadın mı hala?” diye sordum. Merhaba, iyi geceler ya da iyi sabahlar değil, “bulamadın mı hala?” dedim. Bu adam yaklaşık bir saattir parktaydı ve arıyordu. Ne aradığını bilmiyordum. Ne düşürdüğünden bihaberdim. Ama Tanrı bana, aradığı şeyi bulacağımı vaat etmişti. Bunu adama da anlattım. Bir süredir evimin penceresinden kendisini izlediğimi ve bir şekilde benim, aradığı şeyi bulacağımı Tanrı’dan duyduğumu ve bu nedenle geldiğimi söyledim. Bana kulaklığının tekini polisler çağırdığında kapüşonunu açarken düşürdüğünü, çok pahalı bir kulaklık olduğunu uzun süredir para biriktirerek aldığını anlattı. Ben de Tanrı’dan duyduğum söze iman ederek “merak etme şimdi bulacağım” dedim. Sonra beraber aramaya başladık. Elbette genç adam uzun süredir oradaydı ve ben nereye bakmaya, nereyi araştırmaya başlasam “oraya baktım, orada yok” gibi şeyler söyledi. İşimiz gerçekten çok zordu. Her taraf çalı ve ot doluydu ve biz küçücük bir kulaklık arıyorduk. Derken inanılmaz bir şey oldu ve gencin daha önce defalarca baktım orada yok dediği yere istemsizce yönlendim -ki bence kesinlikle yönlendirildim- ve birden karanlığın içinde ve otların arasında sanki ışıl ışıl parlayan kulaklığı gördüm. “Buldum!” diye sevinçle haykırdım. Kulaklığı aldım ve sahibine teslim ettim. Genç adam buna o kadar sevindi ki birden boynuma atladı ve uzun uzun bana sarıldı. Gecenin kör karanlığında hiç kimsenin olmadığı bir parkta birbirimize sarılıyorduk. Hissettiğim şey tam olarak bu gence benim değil Tanrı’nın sarılmak istemesiydi. Sanki kaybolan oğulun babasına sarılması gibi bu adama sevgisini aktarıyordu. Üstelik bunu aylardır kendisinden uzaklaşan, kendisine sitem eden, çoğu zaman isyan eden beni kullanarak yapıyordu. Allak bullak oldum. Tek yapabildiğim şey, genç adama “Tanrı seni seviyor” demek oldu. Bunu söyledim ama bu söz hem bu adam için hem de benim içindi. Bunu hissettim. Tanrı bu adama sevdiğini söylerken, aslında bana da bu adam aracılığıyla aynı şeyi söylüyordu. Nasıl ki Tanrı bu adama, benim üzerimden sarılıyorsa, bana da bu adam üzerinden sarılıyordu. Adam kaybını bulmanın sevinciyle yoluna devam ederken benim de kaybettiğim Babamı bulmama ettiği aracılıktan bihaberdi. Parkın ortasında, giden adamın ardından bakarken ve az önce yaşadıklarımı düşünürken karmakarışık duyguların ortasında bir süre durdum ve o anın tadını çıkardım.
Bir kaybın bulunmasına ettiğim yardım, aslında başkasına yapılmış gibi görünürken tamamen kendimeydi. İşin daha da ilginç tarafı Tanrı’nın çalışma şekline yeniden hayran olduğum bir deneyim yaşamıştım. Kör karanlığın ortasında debelenmeye ve kendime acıma partileri düzenlemeye devam ederken duymazdan geldiğim Tanrı, bir şekilde kendisini duymamı sağlamıştı. Onca yapılmış itaatsizliğe, dönülmüş sırta, edilmiş siteme ve olumsuz düşüncelerime rağmen beni yine buldu ve barışmamızın şerefine, beni o dönemde bulunmayı en sevdiğim gecenin ortasında, hiç tanımadığım yabancı bir kimsenin kollarıyla sımsıkı sararken bana yeniden gülümsüyordu işte.
Yaptıklarını bazen hiç anlamadığımız, bazen de çok geç anladığımız bir Tanrı’mız var. Hiçbir durumda bizi bırakmayan ne kadar uzaklarda arasak da her zaman kulağımıza fısıldayabilecek kadar yakınımızda olan… Yaşadığımız zorlukların hepsinde egemenliğini defalarca ispatlamasına rağmen yine de yaramaz çocuklar gibi illa bir belirti görmeye ya da bir söz duymaya çalıştığımız… Yine de istediğimiz ya da ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bize sıkılmadan tekrar ve tekrar vermesine her seferinde şaşırdığımız…
Yüreğimizde O’na karşı olan duyguları sorguladığımız ya da umutsuzluk içine düştüğümüz zamanlarda yapmamız gereken tek şey kafamızı kaldırıp etrafımıza bakmakmış aslında. Bizimle konuşmasını ya da bize bir işaret vermesini beklerken, her zaman göklerden inen güçlü bir yıldırım görmeyi ummak yerine sıradan bir sokak detayı da çoğu zaman O’nu bulmak için atacağımız adıma öncülük edebilir. Yeter ki amacımız aramak değil, bulmak olsun.

Ücretsiz Kitap
Sevgili ziyaretçimiz. Tanri.org içerikleri Hristiyan bakış açısına ve İncil temellerine göre irdelenmiştir. Hristiyan bakış açısının temel kaynağı İncil'dir ve eğer siz de kargo dahil tamamen ücretsiz bir İncil ya da Hristiyan bakış açısına dair farklı kitaplar almak isterseniz aşağıdaki linkten bir form doldurmanız yeterli olacaktır.
İncil ve kitap gönderme hizmeti, tamamen ücretsiz olarak kutsalkitap.org tarafından yapılmaktadır. Bu hizmetlerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.