Ben O’nu Suçlarken, O Bana Sarılıyordu


Konu: Tanıklık

Tanrı Beni Bir Yabancının Kollarıyla Buldu

Karanlığın ve umutsuzluğun etrafımızı çevrelediği, ruhsal dünyamızdaki karanlık yüzünden en aydınlık anlarda bile bir ışık aradığımız zamanlar vardır. Günümüz dünyasında insanlar bu hâllere çeşitli isimler vererek onları açıklamaya çalışırlar. Kimi depresyon der, kimi travma; bazılarıysa yeni kelimeler üretmeden eskilerini tekrar tekrar önümüze koyar.

Uykusuz geceler, böyle zamanların en yakın arkadaşı oluverir. Gecenin karanlığında hayaller, korkular ve nereden geldiğini bilmediğimiz sessiz çığlıklar etrafımızı sarar. Saatler boyunca bir sandalyeye çivilenmiş gibi oturur, elimizde düşüncelerden oluşan ağır bir buketle kalakaldığımızı fark ederiz.

Tam böyle zamanlarda suçlaması en kolay hedef çoğu zaman Tanrı olur.

“Bu kadar kötülüğün etrafımda dolaşmasına nasıl izin verdin?” deriz, sanki bu şeylerin kıyısında yürümeyi hiç biz seçmemişiz gibi.

“İçine düştüğümde neden beni tutmadın?” diye sitem ederiz, sanki O’nun uzattığı eli tutmak için çaba göstermişiz gibi.

Yine de karanlığın ve boşluğun ortasında O’ndan bir kurtuluş yolu bekleriz. Bir ses, bir nefes, küçük bir hareket… Yaramazlık yaptığı için annesinden azar işiten bir çocuğun, ağlarken aradığı teselliyi yine annesine sarılarak bulması gibi.

Ben de uzun bir dönem boyunca neredeyse her gece aynı sandalyede oturuyordum. Zihnimi yerinden oynatan düşüncelerin bombardımanına maruz kalıyor, büyük bir öfkeyle suçladığım Tanrı’nın benimle neden konuşmadığını anlamaya çalışıyordum. Güneş doğduğunda geceyle vedalaşır, içimdeki kızgınlığın arasına bir hayal kırıklığı daha eklerdim:

“Bu gece de benimle konuşmadı.”

O gecelerden birinde farklı bir şey oldu.

Tanrı’nın neden konuşmadığını anlamaya çalışırken, aslında O’nun konuşmaya hazır olduğunu fark ettim. Yapmam gereken tek şey, başımı içinde debelendiğim o karanlıktan kaldırıp başka bir yöne çevirmekti.

Elbette bunu olayın yaşandığı anda değil, çok daha sonra anlayabildim. Her zaman olduğu gibi, “Evet, bu kesinlikle Tanrı’dandı” diyebilmem için önce her şeyin olup bitmesi gerekiyordu.

O gece yaptığım şeyi bırakıp balkona çıktım. Demirlere dayanarak sitemkâr bir hâlde etrafa bakmaya başladım. Belki de Tanrı’ya kızacak başka şeyler arıyordum.

Evimizin karşısındaki parkta, yirmili yaşlarında bir gencin yürüdüğünü gördüm. Vakit oldukça geçti. Birazdan hava aydınlanacaktı. Genç adam kapüşonlu bir mont giymiş, parkın ortasındaki taş döşeli patikada ilerliyordu.

Tam o sırada parkla evimizin arasındaki yoldan geçen bir polis arabası, kornayla gence seslendi. Genç adam polis arabasına doğru baktı ve onların yanına gitmek için yönünü değiştirdi. Bir yandan da kapalı olan kapüşonunu açtı.

Kapüşonunu açarken bir an için arkasına ve yere baktı. Sonra polislerin yanına giderek kimliğini gösterdi. Polis arabası ayrıldıktan sonra, az önce baktığı yere geri döndü ve eğilerek yerde bir şey aramaya başladı.

Bir süre onu izledim. Sonra her zaman yaptığım gibi balkondan içeri girdim. Birkaç saat sonra işe gideceğim için biraz dinlenmeyi düşünüyordum. Balkonu toparlayıp kapıyı kilitledim.

Fakat genç adam aklımdan çıkmıyordu.

Pencereden tekrar baktım. Hâlâ yerde bir şey arıyordu.

Kendi işime dönmeye çalıştım, fakat içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı. Bu konuda bir şey yapmam gerekiyordu sanki ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Tanrı’dan duymaya, hatta O’nu dinlemeye uzun zamandır gayret etmediğim için bunu anlamlandırmam biraz zaman aldı.

Yaklaşık yarım saat sonra tekrar pencereden baktım. Genç hâlâ arıyordu.

Tam o anda, sanki biri yanımda konuşmuş gibi son derece net bir şekilde şu cümleyi duydum:

“Sen gidersen bu adamın aradığı şeyi bulacaksın.”

Bu söz beni hem heyecanlandırdı hem korkuttu.

Uzun zamandır kendisine yalnızca sitem eden ve öfkelenen oğluyla yeniden konuşmuştu. Kendisinden uzaklaşmaya çalışmama rağmen hâlâ yanımda olduğunu gösteriyordu.

Beni en çok korkutan şey, O’nu sağda solda ararken aslında burnumun dibinde olduğunu fark etmekti.

Montumu aldım ve evden çıktım.

Yolun karşısına geçerek parka girdim. Gencin yanına doğru yürümeye başladım. Elbette beni görünce biraz ürktü. Gecenin köründe, kimsenin olmadığı bir parkta kaybettiğiniz bir şeyi ararken size doğru kararlı adımlarla yaklaşan birini görmek pek güven verici değildir.

Yanına geldiğimde ona:

“Bulamadın mı hâlâ?” diye sordum.

Ne “merhaba” dedim ne “iyi geceler.”

Doğrudan, “Bulamadın mı hâlâ?” dedim.

Yaklaşık bir saattir parkta olduğunu biliyordum ama ne aradığını bilmiyordum. Tanrı’nın bana söylediği tek şey, aradığı şeyi benim bulacağımdı.

Gence, bir süredir evimin penceresinden onu izlediğimi ve Tanrı’dan, aradığı şeyi bulacağımı duyduğumu söyledim. Bana, polisler çağırdığında kapüşonunu açarken kulaklığının tekini düşürdüğünü anlattı. Kulaklık pahalıydı ve onu alabilmek için uzun süre para biriktirmişti.

Ben de Tanrı’dan duyduğum söze dayanarak:

“Merak etme, şimdi bulacağım,” dedim.

Birlikte aramaya başladık.

Genç uzun süredir oradaydı. Ben nereye baksam:

“Oraya baktım, orada yok,” diyordu.

İşimiz gerçekten zordu. Her taraf çalı ve ot doluydu. Biz ise küçücük bir kulaklık arıyorduk.

Derken inanılmaz bir şey oldu.

Gencin defalarca baktığını söylediği bir yere doğru yöneldim. Neden oraya baktığımı bilmiyorum. Fakat bugün düşündüğümde, kesinlikle yönlendirildiğime inanıyorum.

Karanlığın ve otların arasında, sanki ışıl ışıl parlıyormuş gibi kulaklığı gördüm.

“Buldum!” diye haykırdım.

Kulaklığı aldım ve sahibine uzattım.

Genç adam öylesine sevindi ki birden boynuma atıldı ve bana uzun uzun sarıldı. Gecenin karanlığında, kimsenin olmadığı bir parkın ortasında birbirimize sarılmıştık.

O anda hissettiğim şey şuydu:

Bu gence sarılmak isteyen aslında ben değildim. Tanrı, benim kollarım aracılığıyla ona sarılıyordu.

Kaybolan oğluna kavuşan bir baba gibi sevgisini ona aktarıyordu. Üstelik bunu aylardır kendisinden uzaklaşan, kendisine sitem eden ve zaman zaman isyan eden beni kullanarak yapıyordu.

Allak bullak oldum.

Söyleyebildiğim tek şey:

“Tanrı seni seviyor,” oldu.

Bu söz hem genç adam içindi hem de benim.

Tanrı ona benim aracılığımla sarılırken, bana da onun kolları aracılığıyla sarılıyordu.

Genç adam kaybettiği şeyi bulmanın sevinciyle yoluna devam etti. Benim de kaybettiğim bir şeyi bulmama aracılık ettiğinden habersizdi.

Parkın ortasında, uzaklaşan gencin ardından bakakaldım.

“Ben az önce ne yaşadım?” diye düşündüm.

Başkasının kaybını bulmasına yardım ettiğimi sanıyordum. Oysa bulunan kişi bendim.

Kör karanlığın içinde debelenmeye, kendime acıma nöbetleri geçirmeye devam ederken duymazdan geldiğim Tanrı, yine de kendisini bana duyurmanın bir yolunu bulmuştu.

Yaşanan onca şeye, döndüğüm sırta, ettiğim sitemlere ve içimde biriktirdiğim öfkeye rağmen beni yeniden buldu.

Barışmamızın şerefine, o dönemde bulunmayı en sevdiğim yer olan gecenin ortasında, hiç tanımadığım bir yabancının kollarıyla bana sarıldı.

Yeniden gülümsüyordu.

Yaptıklarını bazen hiç anlamadığımız, bazen de çok geç anladığımız bir Tanrı’mız var. Bizi hiçbir durumda bırakmayan, ne kadar uzaklarda ararsak arayalım kulağımıza fısıldayabilecek kadar yakınımızda olan bir Tanrı.

Yaşadığımız zorlukların ortasında egemenliğini defalarca göstermesine rağmen, yaramaz çocuklar gibi illa bir belirti görmek ya da bir söz duymak isteriz. O ise ihtiyaç duyduğumuz şeyleri bize usanmadan tekrar tekrar verir.

Yüreğimizde O’na karşı olan duyguları sorguladığımız ya da umutsuzluğa düştüğümüz zamanlarda yapmamız gereken bazen yalnızca başımızı kaldırıp etrafımıza bakmaktır.

Bizimle konuşmasını beklerken her zaman güçlü bir yıldırım, gökten gelen bir ses ya da olağanüstü bir işaret aramamalıyız.

Bazen sıradan bir sokak detayı, gecenin ortasında yürüyen bir yabancı ya da otların arasında kaybolmuş küçücük bir kulaklık, Tanrı’yı yeniden bulmak için atacağımız adımın başlangıcı olabilir.

Yeter ki amacımız yalnızca aramak değil, bulmak olsun.

Suat Polat

Suat POLAT 1978 İstanbul doğumludur. Evli ve 2 çocuk babası olan Suat POLAT ailesi ile birlikte İzmir Karataş Kilisesinde hizmet etmektedir.


Ücretsiz Kitap

Sevgili ziyaretçimiz. Tanri.org içerikleri Hristiyan bakış açısına ve İncil temellerine göre irdelenmiştir. Hristiyan bakış açısının temel kaynağı İncil'dir ve eğer siz de kargo dahil tamamen ücretsiz bir İncil ya da Hristiyan bakış açısına dair farklı kitaplar almak isterseniz aşağıdaki linkten bir form doldurmanız yeterli olacaktır.

İncil ve kitap gönderme hizmeti, tamamen ücretsiz olarak kutsalkitap.org tarafından yapılmaktadır. Bu hizmetlerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.

İlgili İçerikler

Bizi Takip Edin

Çekinmeden bizimle iletişim kurabilirsiniz. İlginç, samimi, renkli, içe dönük, dışa dönük ve pek çok tarzda insanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.