Tanrı'ya Aç Olmak

Bugün bir şiirden kısa bir dizeyle başlamak istiyorum sevgili dostlar. Ben şiir seven biriyim, yazmayı da okumayı da çok seviyorum. Geçenlerde internette şiirlere bakınırken şöyle bir dize çıktı karşıma.

Bir gün Tanrı, canından bir lokma koparıp bana uzattı,

Toktum; geri çevirdim.

Şairin adı Nilgün Marmara, Defterler isimli şiir kitabından. Bu dizeyi okuyunca, dedim ki ben bu dizeyi saklarım, bir gün bir yerde kullanırım, o gün bugünmüş hamdolsun 😊.

    İman yaşamımda, bu konuyla ilgili eksikliğim ve Tanrı’nın canından sunduğu bu lokmayı daha sık kabul edebilmek üzerine birçok kez düşünmüşümdür. Çünkü bana göre, Tanrı yolunda yürüyen kişinin en büyük arzusu ve aynı zamanda da en büyük zayıflığı budur: Tanrıya acıkmak, Yaratıcımıza susamak, Rab’bin canından sunduğu o lokmayla beslenmek.

Pek çok Hıristiyan, gün boyunca “abur cubur” atıştırıyor ve sonra Tanrı ile “ziyafet” için zamanlarının olmadığını görüyorlar. Sorunun meşguliyet ve yorgunlukları olduğunu düşünüyorlar. Ancak bu; yoğun olmak, zaman bulamamak veya disiplin sorunundan çok, ruhsal bir sorundur. Tanrı'dan başka her şeyi istiyor insanoğlu. Günler ve haftalar boyunca Tanrı'yı küçük dozlarda alıyoruz sonra Tanrı bizi gerçek, yağlı ballı bir ziyafete çağırdığında da “Teşekkür ederim ama tokum” diyoruz. 

Açlığın tanımı: Uzun süreli yiyecek eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlık, güçsüzlük.

Tanımında da görüldüğü gibi açlık aslında insan için sağlıksız bir şey. Ancak Tanrı’ya duyulan açlık gerçek sağlığı getiren ve bize zarar vermeyen bir açlıktır!

Bakalım Tanrı’nın Sözü bu ayrıcalıklı açlık hissiyle ilgili neler söylüyor:

Mezmur  42:1-2

Geyiğin akar suları özlediği gibi, canım da seni öyle özler, ey Tanrım. Canım Tanrı’ya, diri Tanrı’ya susamıştır; ne vakit geleceğim ve Tanrı’nın önünde görüneceğim?

Bu Mezmur yazarlarının kalp çığlıklarına bayılıyorum. Onlar Tanrı'nın daha fazlasını istiyorlardı!  Tanrı’ya açtılar. O’nunla doymak için can atıyorlardı.

Peki, bizim ruhunuz da geyiğin akarsuları özlemesi gibi Tanrı'yı özlüyor mu?

“Sadece kiliseyle, dini çabayla, sayılarla, binalarla ve kendi gücümüze dayanan şeylerle yetindik. Bu şeylerde yanlış bir şey yok tabii, ama onlar Tanrı'nın izzet ve iyilik okyanusunda dalgaların bıraktığı köpükten başka bir şey değildir.”                               Ben Patterson, Tanrıyla Muhabbetimizi Derinleştirmek

Biz insanlar, yalnızca Tanrı'nın doldurabileceği bir boşlukla yaratılmışız. Bu boşluk dolmadığı sürece hep açız ve aç kalacağız. Ama çoğu zaman insanlar neye aç olduklarını bilmiyorlar. Susamışlar ama neye susadıklarını bilmiyorlar.

Rabbe gelmemin ilk adımı tabii ki Onun sözüyle karşılaşmam, o sözde yani Mesih’teki Tanrı’yı görmem ve tanımamdı. Ancak bunlardan çok daha önce O’na gelişimin en temel adımı beni kendisine çağıranın içime koyduğu sonsuzluk duygusunu doyurma ihtiyacıydı.

Göklere baktığımda sonsuzluğu hissediyordum, en çok sevdiğim de yıldızları seyretmekti, gece yıldızlara bakmak en keyif aldığım deneyimlerden biriydi.

Ben varlığımın sebebini ararken sonsuzluğu bulmuştum, sonsuzluğu takip edince Tanrı’nın ayak izlerini görmüştüm, onların ardından gidince de Mesih’imi buldum. Bu harika yolculuğun başlangıcı, Tanrı’nın içime koymuş olduğu açlığı doyurma arzusuydu. Bize Kendisini buldurana izzet olsun, Amin!

Tanrı'ya acıkan ve Onu arayan bir adama bakalım:

Etiyopyalı Hadım – Elçiler 8:27-28

 “Filipus da kalkıp gitti. Giderken Etiyopyalı bir hadım gördü. Bu adam Etiyopya Kraliçesi Kandaki’nin vezirlerinden biriydi. Kraliçenin bütün hazinelerinden sorumluydu. Yeruşalim’e, tapınmaya gelmişti. Geri dönerken arabasında oturmuş, Peygamber Yeşaya’nın Kitabı’nı okuyordu.”

 

Bugünün dünyasına göre bu adam bir kraliçenin hazine bakanıydı. Etiyopya İsrail’den oldukça uzakta bir ülkeydi ve hadım bu yolculuğu bir at arabasıyla yapmıştı. Onca işini gücünü, sorumluluklarını bırakıp İsrail’deki bayram kutlamalarına katılmayı ve orada (içindeki çağrıya yanıt vererek) Tanrı’yı anlamayı ve tanımayı arzuluyordu… çünkü o da Tanrı’ya acıkmıştı. Ne harika bir yürek ama!

 

Bir de Davut peygambere bakalım:    Mezmur 63:1-3

Ey Tanrı, sensin benim Tanrım,
Seni çok özlüyorum,
Canım sana susamış,
Kurak, yorucu, susuz bir diyarda,
Bütün varlığımla seni arıyorum.

Davut, Tanrı'nın yüreğine göre bir adamdı. O da Tanrısına acıkmıştı! Kurak, yorucu, susuz bir diyarda, Bütün varlığımla seni arıyorum diyor Davut. Ruhsal bir çöldeydi çünkü. Bazen Tanrı, O'na aç ve susuz kalmamıza neden olmak için çölde yürümemize izin verir! İçinden geçtiğiniz zorlukları, yürüdüğünüz çölleri Tanrı’ya özlem duyma ve acıkma fırsatlarına çevirebilirsiniz.

AÇLIĞIMIZI VE SUSUZLUĞUMUZU YALNIZCA TANRI TATMİN EDEBİLİR:

Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. Kutsal Yazı'da dendiği gibi, bana iman edenin ‘içinden diri su ırmakları akacaktır.’ ” (Yuhanna 7:37-38).

İsa, “Yaşam ekmeği Ben'im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi. (Yuhanna 6:35).

Dünyanın bize verdiği zevkler ancak su birikintisidir. Ama Mesih’in verdiği su, bize göksel tüm hazları yaşatabilir.

Bir çocuk, babasını gecenin üçünde elinde biberonuyla uyandırıp “Baba suyumu doldur çok susadım!” dediğinde saatin kaç olduğu çocuğun umurunda değildir. O sadece susuzluğunun bir an evvel giderilmesini ister! İşte tam da bu çocuk gibi susamalıyız, şartlar, zamanlar ne olursa olsun Baba’ya olan susuzluğumuzu gidermesi için O’nu uyandırmalıyız!

Tanrı bizimle içten bir ilişki için can atar! Yarenlik diyorum ben buna. Hatta buna yüreğin gizli odalarında Tanrı ile yakınlık da diyebiliriz. Bizi buna çağıran Rabbe yanıt verelim dostlar!

Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Babanız’a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. (Matta 6:6).

Tanrı'nın sizi ne kadar sevdiğini bildiğiniz zaman, O'nu arayacaksınız. Baba'nın bizim için bir sevgi pınarı gibi akan yüreğine maruz kalmaya ihtiyacımız var. Bırakın Tanrı sizi sevsin – Bırakın sizi dönüştürmesi ve O'nun varlığı dışındaki her şeyin geri planda kalması için sizde işlesin.

O zaman ne diyelim,

Arzumuz Tanrı'ya olan açlığımızın körüklenmesi

Duamız da “Tanrım gel ve beni doyur!" olsun sevgili dostlar.

Ve şiir şöyle devam etti…

Can Tanrı’nın avucunda, Tanrı’nın gözleri benim yüzümde, yalvarmaklı.

 

 

Simon İnce

Hristiyan hizmetkar.
1979 doğumlu olan Simon İnce, evli ve İstanbul’da yaşamaktadır. 2000 Yılından beri İsa Mesih'i izlemektedir.


İlgili İçerikler

Bizi Takip Edin

Çekinmeden bizimle iletişim kurabilirsiniz. İlginç, samimi, renkli, içe dönük, dışa dönük ve pek çok tarzda insanlarla tanışmayı ve yeni arkadaşlar edinmeyi çok seviyoruz.